BESADER Kız Öğrenciler Yaz Kampı-2019

Besader ekibi olarak ülkemizin değişik illerinde olan Balkanlı öğrencileri yaz ve kış aylarında yaptığımız kamplarda bir araya getiriyor, kaynaşma ve tanışmalarına öncülük ediyoruz.

Yaz kamplarının da amacımız birbirimizi yakından tanımak daha sıkı bağlar kurmak iletişimimizi sürekli hale getirmek, öğrencilerin taleplerini öğrenerek gelecek çalışmalar için beyin fırtınası oluşturmak. Öğrencilere sunum yapma fırsarı vermek. Sportif faaliyetleri ön planda tutmak. Kamp faaliyetleri için gittiğimiz bölgelerde gezi düzenleyerek bulunduğumuz şehri tanımalarını, kültürel zenginliklerini keşfetmelerini sağlamak. Farklı kültürlerden liderler yetiştirmektir.

Kampımız Besader Kadınlar Komisyonu Başkanı Vafire LAMİ, Besader Kadınlar Komisyonu Başkan Yardımcısı Seher SERBESTTÜRK, Besader Kadınlar Komisyonu Başkan Yardımcısı Zekiye GÖREN ve aktif rol alan gönüllerimiz idaresinde gerçekleşmiştir. Türkiye’de okumakta olan 23 öğrenci yaz kampımıza katılmıştır. Farklı alanlarda okuyan genç kızlarımız ile alanları hakkında muhabbetlerin edildiği, kitap tahlilinin yapıldığı, sportif faaliyetlere vakit ayırıldığı eğlenceli ve öğretici bir kamp gerçekleşmesi hedeflenmiştir.

 

11.09.2019

 

Ulaşım:

Türkiye’nin farklı şehirlerinden yola çıkan öğrencilerimiz ile İstanbul Topkapı Sosyal Tesislerinde buluştuk. Yol için hazırlanan kumanyalar ve kamp alanında ihtiyacımız olabilecek malzemeler otobüse yerleştirildi. Besader ekibi ve öğrencilerimizin otobüse yerleşmesinin ardından 10.00 da İstanbul’dan Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından bize tahsis edilen Karabük Gençlik ve Spor Bakanlığı Kamp alanına doğru hareket edildi. Hareket edildikten sonra Besader ekibi olarak öğrencilerimiz için hazırladığımız çantaları dağıttık. Çantalarımızda seccade kamp alanında okuyacağımız ve sonrasında öğrencilerimize hediye bırakacağımız Kemal Sayar’ın yazmış olduğu ‘Yavaşla’ adlı eseri, Besader’in tanıtım dergisi ve Besader Balkanlı Öğrenciler 10. Kış Kampı Dergisi bulunmaktaydı. Dağıtım işlemi bittikten sonra tüm kampçılarımıza kamp programı dağıtılarak gerekli duyurular yapıldı, namaz ve diğer ihtiyaçlarını karşılamak için üç farklı bölgede mola verildi. İkinci molada kumanyalar dağıtıldı ve tekrar yola çıkıldı.  Daha önce iletişim kurulan ve kampımıza Ankara’dan katılan Denada Dosti ve küçük kampçımız olan Ensar Dosti’yi Karabük Otobüs Terminalinden alarak yola devam edildi. Yaklaşık yedi saat süren yolculuğun ardından Karabük Gençlik ve Spor Bakanlığı Kamp alanına varıldı.

 

Kamp alanına giriş yapıldı. Daha sonra yolun vermiş olduğu yorgunluk hissini atmak ve yerleşmek için enerji toplamak adına yemekhanede aşçılarımızın bizim için hazırlamış olduğu nefis yemekler yenildi. Ardından gerekli duyurular yapılarak kampçılarımıza yerleşmek, dinlenmek ve kamp alanını gezmek için vakit verildi.

Akşam yemeği için yemekhanede buluşarak ilk bağlarımız kuvvetlendirmiş, birbirimizi tanıma çabasında ilerlemiş bulunduk. Ve sıcak sohbetler eşliğinde yemeklerimizi yemekten kıvanç duyduk. Daha sonra Besader Kadınlar Komisyonu Başkanı Vafire Lami’nin açılış konuşması için Eğitim ve Konferans Salonunda toplandık. Vafire Lami:

Kamptaki kız öğrencilerimize Besader’i tanıttı. Besader’in sadece burs veren bir dernek olmadığını öğrencilerimizin dertlerine deva olmak için burada olduğumuzu, faaliyetlerle stresimizi atmayı ve sıkıntılarımızı hafifletmeyi amaçladığını söyledi. ‘Besader’i aileniz olarak görmenizi dilerim ne zaman kendi ailelerinize özlem duysanız burada yakınlarınız da çalınacak bir kapınız olduğunu bilin.’ Dedi. Besader’in faaliyetlerinden bahsederek katılım için iletişime geçmelerinin yeterli olacağını belirtti. Besader’in düzenlemiş olduğu Gençlik ve Spor Bakanlığı destekli kampımızın amacının kardeşlik olduğunu söyleyerek devam etti. Kardeşlik kavramı Türkiye Dil Kurumunda aynı anne babadan doğmuş olan manasına gelir. Fakat bizim kardeşliğimiz Hz.Adem(a.s)’dan gelen bir bağ ile oluşmuştur. Farklı coğrafyalarda anne babaların hesabı tutulmadan sınırları aşan bir kardeşlik olmuştur, diyerek cümlesine şöyle devam etti:

‘Balkan ülkeleri ve Türkiye olarak kardeşliğimizin kanımızdan yüreklerimize yerleştiğini görmenin verdiği mutluluktan kıvanç duyuyorum.’ Dedi. Ardından her bir öğrencinin öz evladından farksız olduğunu dile getirdi. Hayatında olan telaşeleri bırakarak buraya gelmek için verdiği mücadeleyi anlattı. Hepimizin kampa icap ederek değerli vakitlerinden kıstığını dile getirdi. Ve kamp programlarından faydalanarak evlerimize yurtlarımıza okullarımıza dönerken manevi olarak bir genişleme, ferahlama, mutluluk, kıvanç içerisinde olmamızı temenni ederek konuşmasını bitirdi.

  

 

 12.09.2019

Günün en önemli olan öğünü kahvaltı için sıcak yataklarımıza veda ederek Balkanlı kız öğrencilerimizle 08.00’de yemekhanede buluştuk. Ardından aşçılarımızın bizim için hazırlamış olduğu kahvaltılıkları mutlukla tabaklarımıza alarak, samimi sohbetlerin vazgeçilmezi olan çaylarımızı da aldık. Kahvaltıda iken kaynaşmanın adımlarını hızlıca ileriye doğru taşıdık. Kahvaltının ardından kamp programında bulunan tahlilini yapacağımız Kemal Sayar’ın ‘Yavaşla’ adlı eserini okumaları için kız öğrencilerimize zaman verildi.

 

Gençlik ve Spor Bakanlığı liderlerimiz ve görevli arkadaşlarımız öncülüğünde kız öğrencilerimiz ile birlikte toplandık. Sportif faaliyetlerimiz arasında matrak istasyonu, bisiklet istasyonu ve okçuluk istasyonu bulunmaktaydı.

Okçuluk:

Kökeni insanoğlunun avcılık günlerine dayanan, oku bir yay aracılığıyla hedefe göndermeyi amaçlayan spor dalıdır. El, vücut ve zihin koordinasyonu yönetimini sağlar.

Bisiklete binme:

Tüm büyük kas gruplarını kullanmanıza yardımcı olan bisiklet, etkili bir kas egzersizi gerçekleştirebilmenize olanak tanır. Vücut dengesini güçlendirir.

Matrak oyunu:

Geleneksel Türk ata sporu Matrak Osmanlı İmparatorluğunda Padişahlar, Yeniçeriler, Sipahiler ve Osmanlı Saray halkı tarafından Enderûn-ı Hümâyûn Cenk Sanatı olarak öğrenilip uygulanmıştır. Matrak sporu Kılıç, Kalkan, Tomak ve diğer Cenk aletleri yanı sıra aletsiz mücadele ve savunma yöntemlerini içeren eğitim formatlarına sahiptir. Günümüzde kılıç sporunun satrancı diye anılır. El, vücut, denge ve zihin koordinasyonlarını geliştiren çok yönlü geleneksel bir oyundur. Bir GSB Lideri, 1 Besader Görevlisi ve 7 kız öğrenci olacak şekilde 3 gruba ayrıldık. Her grup bir istasyonu gerçekleştirirken istasyon bitiminde diğer istasyonlara geçerek dönüşümlü bir şekilde sportif faaliyetleri tamamladık. Oyunlar kaslarımızı çalıştırırken aynı zamanda zihinsel odaklanma kabiliyetlerimizi arttırmamıza yardımcı oldu.

Öğle namazı vaktinin girmesi ile mescitte buluştuk. Namazlarımızı eda ettikten sonra öğrencilerimiz ile Rahman suresini okuduk. Ve Rahman suresinde bizlere verilen büyük ibret, öğütler hakkında tatlı bir sohbete başladık. Rahman suresinde insanlar; (O)insanı yarattı. Ona beyanı (düşünüp ifade etmeyi) öğretti. (Rahman suresi/2-3) Cinler; “Cin”i de yalın bir ateşten yarattı. (Rahman suresi/15) Rabbimizin bize vermiş olduğu lütufları; bizden önce yaşamış olan kavimlerden bize ibretlik öyküler; Tartıyı adaletle yapın, teraziyi eksik tutmayın.(Rahman suresi/9) Doğa; Suları acı ve tatlı olan iki denizi salıvermiştir; birbirine kavuşuyorlar fakat aralarında bir engel vardır, birbirine geçip karışmıyorlar. (Rahman suresi/19-20) Güneş ve ayın yörüngesi; Güneş ve ay bir hesaba göre hareket etmektedir.(Rahman suresi/5) ve daha bir sürü konu içeren kapsamlı bir sure olduğundan bahsettik. Bu sureden kendimize ne gibi dersler çıkarabileceğimize dair tartışmalar yaptık. Aslında yaptıklarımız ve yapmadıklarımız arasında sıkışıp kaldığımızda bile doğruyu seçmenin bir erdem oluşunu ve bir Müslümanın her koşulda erdemli olmak için mücadele etmesinin gerektiği kanısına vardık. ‘Bizim için yarattığın nimetlerin şükrünü eda edebilmeyi bize nasip eyle ya Rab! İyi evlat, iyi kul, iyi öğrenci, vatana iyi vatandaş olabilmeyi bizlere nasip eyle ya Rab!’ duası ile bu gönülleri aşan sohbetimizi bitirdik.

 

Sportif faaliyetler için öğrencilerimizle yeniden buluştuk. GSB Liderleri öncülüğünde hep beraber Sokak oyunları ve iletişim oyunları oynadık. Sokak oyunları istasyonunda sırasıyla mazinga, kovboy, kurt ile kuzu ve atom oyunlarını oynadık. Bu oyunlar gevşeme, stres atmak, iletişim kurmak, birlikte olmak, strateji kurma ve becerilerimizi geliştirmeye yönelik oyunlardı. Hem eğlendik hem de birlik olmanın önemini anladık.

Akşam yemeğini ile kaybettiğimiz enerjilerimizi geri topladık. Akşam yemeğinin ardından öğrencilerimiz ile eğitim ve konferans salonunda toplandık. Besader Kadınlar Komisyonu Başkan Yardımcısı Seher Serbesttürk’ün bizler için hazırlamış olduğu ‘Hz.İbrahim ve Hz.Lut’un hayatını dinledik. Hz.İbrahim’in tek başına bir ümmet oluşu ile başlıyordu hikâyesi… O putlara karşı bir savaş açtı. Ve insanları düşünmeye sevk etmek için mücadele etti: Hz İbrahim, putlara tapan bir kavim içinde olmasına rağmen kavminin yanlış yaptığını onlara göstermek için, bütün putları kırmış ve baltayı en büyük putun üstüne asmış. Hz. İbrahim, kavminden gelecek büyük tepkiyi göze alacak kadar cesurdur. (21/Enbiyâ, 51-71) Bu, bütün Müslümanların örnek alması gereken bir durumdur. Hz. İbrahim denilince akla “kararlılık” gelir “Yuh size ve Allah’tan başka taptıklarınıza da! Hâlâ akıl erdiremiyorsunuz.’ (Nemrutçular bunun üzerine) ‘Eğer bir iş yapacaksanız, yakın onu! İlâhlarımıza böylece sahip çıkın’ dediler. (Onu büyük bir ateşe attılar.) Biz de: ‘Ey ateş, İbrahim’e karşı serin ve selâmet üzere ol’ dedik.”(21/Enbiyâ, 67-69) Hz. İbrahim ateşe atılacağını bile bile vazgeçmeyecek kadar kararlı davranmış ve tevhit mücadelesine devam etmiştir.

Hacer annemizin O’na olan desteği bizlerin gözlerini yaşarttı: Hz. İbrahim denilince akla “sabır” gelir Hz. İbrahim (a.s.) Hâcer ile İsmâil’i Mekke’nin bulunduğu yere bıraktı, Hz. İbrahim (a.s.) dönüp giderken Hacer, “Ey İbrahim, bizi bu ıssız ve kimsesiz vadide bırakıp da nereye gidiyorsun?” dedi. Hacer tekrar, “Ey İbrahim! Bizi burada bırakmanı sana Allah mı, emretti?” diye seslendi. Hz. İbrahim (a.s.), “Evet, Allah emretti.” deyince, Hacer, “Öyleyse Allah bize yeter, bizi o korur.” diyerek Allah’a tevekkül etti. Burada hem Hz. İbrahim, hem de Hz.Hacer büyük bir teslimiyet ve sabır gerektiren bir imtihanı başarmışlardır. Rabbim bizlere de Hacer annemiz ve Hz.İbrahim’i teslimiyetini nasip eylesin. Bizim için bu kıssadan çıkarılacak pek çok hisse vardır diyerek seminerimize Hz.Lut(a.s)’ın kıssasının Kur’an-ı Kerim’deki örnekleriyle devam etti:

Kur’an-ı Kerim’de Lut (a.s) kavminin helakine sebep teşkil eden en belirgin günahın cinsi sapıklık olan homoseksüellik olduğu çeşitli ayeti kerimelerde anlatılır:

Elçilerimiz Lût’a geldiğinde, onlardan dolayı huzursuz oldu, onlara karşı çaresizlik hissetti. “Zor bir gün!” dedi.(Hud suresi 77) Lût’un kavmi hemen yanına geldi. Daha önce de o çirkin işleri yapıyorlardı. Lût, “Ey Kavmim! İşte kadınlar, benim kızlarım; sizin için en nezih olanı onlarla evlenmektir. Allah’tan korkunuz ve misafirlerimin önünde beni rezil etmeyiniz! İçinizde aklı başında bir adam yok mu!” dedi. (Hud suresi 78) “Sen de biliyorsun ki senin kızlarında bizim gözümüz yok. Bizim ne istediğimizi pekâlâ biliyorsun.” dediler. (Hud suresi 79)Lût, “Keşke benim size karşı koyacak bir gücüm olsaydı veya güçlü bir desteğe dayanabilseydim!” dedi. (Hud suresi 80).

Elçiler “Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla dokunamayacaklar. Sen gecenin bir vaktinde ailenle birlikte yola çık. Eşinden başka sizden hiçbiri geride kalmasın. Çünkü onların başına gelecek olan, şüphesiz onun başına da gelecektir. Onlar için belirlenen zaman, sabah vaktidir. Sabah da yakın, değil mi?” dediler. (Hud suresi 81)

 Emrimiz gelince oranın altını üstüne getirdik ve üzerlerine sağanak halinde, Rabbin katında işaretlenmiş taşlar yağdırdık. Böyle cezalar zalimlerin başından hiç eksik olmaz. (Hud suresi 82-83)

Besader Kadınlar Komisyonu Başkan Yardımcısı Seher Serbesttürk geçmişte birden fazla kavmin helak olmasına sebep olan günahların günümüzde canlı örneklerine şahit olmak için sokağa adım atmamızın yeterli olacağını belirtti. Kadın-erkek ilişkisinin fıtri olduğunu söyleyerek bu fıtratı bozmaya çalışanların bizlere Lut kavmini hatırlattığını dile getirdi. Sosyal medyada Allah(c.c)’ın koyduğu kurallara karşı çıkarak fıtratına ters düşen sapkın ilişkilerde bulunanların önemli kişiler olduğu yansıtılarak seçim özgürlüğü, tercih hakkı gibi içi boş kavramlarla gençlerin algısını bozmaya yönelik çalışmalar olduğunu dile getirdi. Güncel olan konuda öğrencilerimiz de söz alarak hormon bozuklukları, yeme-içme düzeni gibi konularında bu gibi durumlara yol açabileceğini ve dikkatli olmamız gerektiğini belirttiler. Bir öğrencimiz, öğrenciler arasında yaygın olan ve çoğu gencin kullandığı ‘Netflix’ adlı uygulamada her dizi ve her film içerisinde cinsiyeti belli olmayan bir birey bulunduğunu ve bu bireylerin iyi kalpli, sakin, kalp kırmayan, insanlara sürekli destek olan, problemsiz insanlar gibi yansıtıldığını dile getirdi. Can alıcı muhabbetimiz saatlerce devam etti. Aktif paylaşım sayesinde herkes bilgilerini paylaşarak fıtratı korumanın önemi tartışıldı. İnsan belirli özelliklerde doğan seçim hakkını sonradan elde eden gelişen bir varlıktır. Ve ‘insan’ dediğimiz varlık doğaya zarar vermemesi gerektiğini bilir çünkü doğaya bağımlı bir yapısı vardır. Fakat elinde zarar verme gibi bir imkânda vardır. Her şeyin bir bedeli olduğu gibi doğaya zarar vermenin de bir bedeli vardır. Ve o bedel er geç ödenir. Aynı şekilde ona sunulmuş olan doğal olana da sahiptir. Ve doğallığın(fıtratının) kıymetini bilmez ise er geç bununda bedelini ödeyecektir.

Kitap okuma saatini gelmesi ile öğrencilerimiz ile lobideki koltuklarda buluştuk. Kemal Sayar’ın ‘Yavaşla’ adlı eserini okurken yabancı öğrencilerimizin anlamakta güçlük çektiği mecaz kelimeler ve deyimlere Türk öğrencilerimiz yanıt aradılar. Yardımlaşma ve kalabalığın içerisinde herkesin kitap okuduğu sessizlik büyüsünde kaybolduk. Kitap okuma saatimizin bitmesi ile aşçılarımızın bizim için hazırlamış olduğu çay ve sıcacık açmalarımız ile samimi, özlem duyduğumuz muhabbetler gerçekleştirdik.

 

13.09.2019

Güne zinde başlamak için erken kalkan birkaç öğrencimiz ve görevlimiz sabah sporlarını yaptılar. Diğer öğrencilerimiz ise uyku doygunluğuna erişip uyandılar. Tüm öğrencilerimizin midesinde oluşan boşluk sabah uyanmanın verdiği açlık hissini doyum noktasına getirmek için her sabah yaptığımız gibi yemekhanede kahvaltı yaptık. Enerjimizi topladıktan sonra akşam yapılacak olan kitap tahlili için kitaplarımızı bitirme heyecanına kapıldık. Kimi öğrencimiz kitap okumak için lobideki rahat ve serin koltukları, kimi öğrencimiz çam kokusu yayılan ağaçların gölgelerini, kimi öğrencilerimiz ise yeşillikler içerisindeki ahşap çardağı tercih etti.

 

Spor yapmanın insan vücuduna ve zihnine faydaları saymakla bitmez biz de kampımızda sportif faaliyetlere elimizden geldiğince yer verdik. Vücudumuzu koordine etmenin yeterli olmayacağı aynı zaman da takım olmanın da ne kadar önemli olduğunu gösteren bir spor seçtik ve voleybol turnuvası düzenledik. 6 kişiden oluşan 2 takım kurarak voleybol turnuvasına başladık. Mücadelenin son ana kadar devam ettiği voleybol turnuvasını heyecanla tamamladık. Turnuvayı kazanan öğrencilerimizi canı gönülden tebrik ediyoruz.

 

Voleybol turnuvasını kazanan öğrencilerimiz:

  1. Jesmina Bajrami
  2. Tansu Kovaçi
  3. Beyzanur Pehlivan 
  4. Denada Dosti
  5. Anisa Doci   
  6. Rumeysa Karabiber

 

Öğlen namazı vakti geldiğinde öğrencilerimiz ile mescitte toplanarak beraber namazlarımızı eda ettik. Günlerden Cuma olması sebebiyle sırasıyla Yasin, Mülk ve Cuma surelerini okuduk. Ardından Besader Kadınlar Komisyonu Başkanı Vafire Lami’nin:

‘ Ey dualara icabet eden, bize şahdamarımızdan daha yakın olan, esirgeyen, bağışlayan, lütfeden Allah’ım. Ey yerleri ve gökleri yaratan, gizli ve açık her şeyi hakkıyla bilen, mülkün ve saltanatın ve bütün varlıkların sahibi, gözden uzak gönle yakın, her şeye kadir olan yüce Allah’ım. Ey hesap gününün sahibi, rahmeti gazabından çok, insan ve cinleri ancak ibadet etsin diye yaratan, ilk emri “oku” olan, âlemlerin Rabbi Allah’ım. Ey yalnızların en yakını, tek başına kalanların dostu, çaresizlerin yardımcısı, fakirlerin sonsuz serveti, zayıfların kuvveti, gariplerin şikâyet merci’i olan yüce Rabbimiz. Ey geceyi gündüze, gündüzü geceye katan, azameti ve yüceliği olan, ihsanı bol, rahmeti bol olan Rabbimiz. Bütün hamd ü senalar sanadır. Övgü ve şükürler sanadır, dua ve niyazlar, yalvarış ve yakarışlar, dile getirdiğimiz getiremediğimiz her türlü eşsiz hamd ve sena ancak sana mahsustur Allah’ım. Biz ancak sana ibadet eder ve ancak senden yardım dileriz, ancak senin için namaz kılar ve ancak sana secde ederiz, yalnız sana yalvarır, ancak sana koşar ve sana yaklaştıracak şeyleri kazanmaya çalışırız. Böylece biz, huzuruna geldik, boynumuzu büktük, ellerimizi sana açtık. Ey Kerim ve Rahim olan Rabbimiz! Kendimizi senin uçsuz bucaksız inayetine, yardımına, affına, lütfuna, rahmetine, keremine bıraktık. Senden yardım bekliyoruz. Belki layık değiliz, belki yüzümüz yok, belki hakkımız değil, ancak biliyor ve ikrar ediyoruz ki senden başka gidecek yolumuz yok, senden başka tutunacak ipimiz yok, senden başka sığınacak kapımız yok, senden başka kimsemiz yok. Biz seni istiyoruz, maksudumuz sensin, bütün istediğimiz senin bizden razı olmandır, bize yar ve yardımcı olmandır.

 

 Ey “ol” emriyle bilinen ve bilinmeyen, görünen ve görünmeyen sayısız âlemleri yaratan ve “yok ol” emriyle de her şeyi bir anda yok etme gücüne sahip olan, Rahman ve Rahim olan Allah’ım. Gerçek olarak biliriz ve bildiririz ki, senden başka ilah yoktur.  Ey yüceler yücesi, var ve bir olan Allah’ım! En güzel isimlerinle bize tecelli eyle. Bizi, hakkı bilip hakka tabi olanlardan; batılı da batıl bilip, batıldan kaçanlardan eyle. Bizi, rızanı kazananlardan, rahmet-i Rahman’a kavuşanlardan eyle. Sen affedicisin, affı seversin, bizi ve bütün inanları affeyle. Bizi, ölmeden önce ölenlerden eyle Ya Rabbi. Allah’ım; Yaptığımız bütün ibadetlerimizi kabul eyle!’ duasına iştirak ettik.

 

Sportif faaliyetlerimizin sonuncusu olan doğa yürüyüşü için GSB liderleri ve öğrencilerimiz ile kamp alanında toplandık. Kamp alanının dışarısına çıktığımız buram buram çam kokularını hissettiğimiz bir yolculuğa başladık. Kamp alanının etrafında bulunan dere yatağından geçerek tepelere doğru yol aldık. Yavaş huzurlu ve doğa ile baş başa yürüyüşümüzde sakinliğin kıymetini anladık. Ve ilk varış noktamız bir dağın tepesiydi. Tarif edilemez manzarası ile bizleri birkaç saniyeliğine de olsa kendimizden alıkoydu. İkinci varış noktamız ise gün batımının zihinlerde ufuk açacak bir şekilde görüldüğü başka bir dağın yamacıydı. Geri dönüş yolunda kızılcık ve alıç ağaçları ayaklarımızın altına seriliverdi. Dalından kopararak yediğimiz alıçlar bizleri doğal olana karşı yabancılaşmaya başladığımız düşüncesi ile baş başa bıraktı. Kamp alanına geri döndüğümüzde şunu fark ettik: Herkesin ihtiyaç duyduğu şehrin gürültüsünü ardımızda bıraktığımız bir yolculuktu bu.

 

Ankara’dan kampımıza katılan Fatmira Mulaj Yabancıların Sendika Hakkı başlıklı konusunu anlattı. Özetle  “Sendika hakkı, ülkelerin hem kendi yasalarında hem de uluslararası antlaşmalarda korunan, temel hak ve özgürlüklerdendir. Sendikalar, insanların çalışma/iş hayatlarının zor şartlarına karşı birlik olunarak hak aranması sonucu meydana gelmiştir. Sendika kurucularının ve üyelerinin temel amacı, çalışanların ortak hak ve çıkarlarını korumak ile sorunlarının çözülmesi amacıyla devlet ile yapılan görüşmelerde kendi düşünce ve isteklerini birlik içinde hareket ederek devlete iletmektir. Hem Türk hem de Arnavut yasalarına göre, işçilerin uyruğuna bakılmaksızın, sendika üyesi olabilme ve sendika kurabilme; ayrıca toplu iş sözleşmelerinden faydalanabilme hakları vardır. Türk hukukunda yabancılar sendikanın yönetiminde görev alabilirler; oysa Arnavut hukukunda bu görev, sendika statüsüne bağlıdır”. Dedi.

 

Kemal Sayar’ın ‘Yavaşla’ adlı eserinin kitap tahlilini yapmak üzere öğrencilerimiz ile yemekhanede buluştuk. Sude Aygör ve Esra Çavuş’un anlatımıyla öğrencilerimizin, liderlerimizin ve görevlilerimizin aktif katılımlarıyla kitap tahlili gerçekleşmiştir. Kitabın yazarı Kemal Sayar 1966 yılında Ordu’da dünyaya gelmiştir. 1989 yılında Hacettepe Üniversitesi (İngilizce) Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. 1989-1995 yılları arasında Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimine devam etti. Ardından Vakıf Gureba Eğitim Hastanesi ve Çorlu Asker Hastanesi’nde psikiyatri uzmanı unvanıyla görev yaptı. 2000 yılında psikiyatri doçenti oldu. 2000-2004 yılları arasında KTÜ Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak bulundu. Çeşitli ulusal ve uluslararası dergilerde danışmanlık ve hakemlik yaptı. Psikiyatri konulu çok sayıda kongre ve sempozyumda düzenleyici ve konuşmacı olarak yer aldı. 2002 yılında, Kanada McGill Üniversitesi Trans kültürel Psikiyatri Bölümü’nde konuk öğretim üyesi olarak çalıştı. Bakırköy ve Erenköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanelerinde klinik şefliği görevlerini yürüttü. 2008 yılında psikiyatri profesörü oldu. Psikoloji ve psikiyatri alanlarında yetkin olan Kemal Sayar kitabında bizleri yalın bir dille karşılıyor. Psikoloji öğrencisi olan Sude Aygör kitapta okuyup kaçırabileceğimiz küçük detayları bizlere anlattı. Öğrencilerimizin çoğu yabancı olduğu için karmaşık olabilecek kavramları gerçek manalarıyla bizlere sundu. Kitabın içerisinde dikkat çeken ırkçılık deneyinden bahsetti:

Bir sınıfta mavi ve kahverengi gözlü öğrenciler bulunuyor ve öğretmenleri her sınıfa gelişinde mavi gözlü insanların genetik olarak daha zeki, üstün ve yönetici karakterli olduğunu vurguluyor. Yaklaşık bir dönem boyunca öğretmenimizin bu vurgusu tekrar ediyor ve mavi gözlü öğrencilerin kahverengi gözlü öğrenciler üzerinde ezici bir güç uyguladıkları görülüyor. Öğretmen bir gün sınıfa geliyor ve bir dönem boyunca hata yapmış olduğunu kahverengi gözlü öğrencilerin mavi gözlü öğrencilerden daha üstün olduğunu savunuyor. Ve kahverengi gözlü öğrenciler mavi gözlü öğrencilerden büyük bir zevkle intikam alıyorlar.

 Ve zamanı gelince öğrencilere bunun bir deney olduğunu açıklıyorlar. Öğrenciler bu deney sayesinde daha az önyargılı olduklarını dile getiriyor. İşin temelinde bu deney ırkçılığın insan üretimi olduğunu ve yönlendirme ile değişebileceğini bize göstermiş oluyor. “Her şey çok hızlı gerçekleştiğinde kimse hiçbir şeyden emin olamaz, kendisinden bile’’ Kundera’nın bu sözleri kitabımızın ana fikrini ortaya koyuyordu. Aynı zaman da “Hayat bir çizgi değil” diyor bir Zen ustası, “birbiri ardınca gelen şimdilerden ibaret”. Şuana kadar bize okullarda öğretilen eğitim adı altında verilen temel bilgilerden biridir bu, hayat bir doğru şeklinde ilerler ve hep ileriye doğru gidilir. Aslında bir doğru gibi ilerleme gösteren tek şey geçmişten gözlemlediğimiz kadarıyla teknoloji kavramıdır.  Zen ustası bu öğretiye karşı üst seviye bir tanım yapmış. Aslında hayatta ilerleyeceğimiz konumları hep üst bir seviye gördüğümüz için çoğunlukla bu bizi olağan şeylerden alıkoyup olağandışıya itiyor. Anın kıymetini bilerek usulca yaşamak insanı asıl önemli olana itiyor. Her anın her yaşın kıymeti farklı ama biz hayatı hızlı yaşamaktan kendimizi duymaya fırsat bulamıyoruz. Sude Aygör ve Esra Çavuş’un anlatıları üzerine kitabı öğrencilerimiz ile yapıcı bir şekilde eleştirdik. Bazı başlıklar hakkında uzun ve samimi sohbetler ettik. Ve kampımızın son programını gerçekleştirmiş bulunduk.

 

 

           14.09.2019

 

Kamp alanımızdaki son kahvaltımızı gerçekleştirdik.

Kamptan ayrılmanın verdiği hüzünle valizlerimizi toplayarak Besader ekibi olarak kamp alanında buluştuk. Kamp alanındaki görevlilere veda ettikten sonra kumanyalarımızı otobüse taşıdık. Kamp programında bulunmayan fakat öğrencilerimizi düşünerek sonradan programa dâhil edilmiş Safranbolu gezisi için otobüse binerek yola çıkıldı. Bilinen tarihi M.Ö. 3000 yıllarına kadar uzanan, adını, kendi ağırlığının yüz bin katı kadar sıvıyı sarıya boyayabilen safran bitkisinden alan Safranbolu, tarih boyunca Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğu gibi pek çok uygarlığa ev sahipliği yapmıştır. Safranbolu’nun tarih kokan sokak ve caddelerinde gezerken değişik mimarideki evler ve camilerde durakladık. Ve yerlilerinden hikâyelerini dinledik. Safranbolu’nun tarihini yansıtan zengin içerikli müzelere konuk olduk. Safranbolu gezimizde alışveriş ve gezmek için öğrencilerimize belirli bir süre verdik ve sürenin sonunda Safranbolu meydanında buluşarak Eğlence diyarına doğru yol aldık. Eğlence diyarının içerisinde Kristal Cam, Zipline, Kanyon, Ters ev bulunmaktaydı. Serbest zaman verilerek öğrencilerimizin istedikleri aktiviteleri gerçekleştirmelerini sağladık. Her öğrencimiz istediği aktiviteyi gerçekleştirdikten sonra otobüste buluşarak İstanbul’a doğru yola çıktık.

 

Tüm öğrencilerimizin memnun kaldığı bu kamptan daha iyi kamplara ulaşmak dileğiyle…