TARİHÇE

Osmanlının Balkanlar’dan çekilmesinden sonra ortaya çıkan küçük küçük devletler içinde dağılan Balkan Müslümanları, çoğunluk ve hâkim unsur iken, yönetilen azınlık durumuna düşmüşlerdir. Birbirlerinden fiilen ayrı düşen Balkanlı Müslümanların kalpleri de -o dönemde moda olan- Kavmiyetçilik ideolojisinin pompalanmasıyla birbirinden koparılmak istenmiştir.

Osmanlı’dan sonra aynı hastalığa tutularak kabuğuna çekilen Türkiye Cumhuriyeti devleti ise Balkan Müslümanlarına ilgisiz kalmış ya da sadece Türk unsurlarla yardımlaşmayı tercih etmiştir. Bu yanlış politikalar, Balkan Müslümanlarını yalnızlaştırmış ve bölge insanının kendisini yetim hissetmesine neden olmuştur. Balkanlarda hâkim olan baskıcı yönetimler uyguladıkları politikalarla yetim kalmış Müslüman halkları Hristiyanlaştırmaya veya asimile etmeye çalışmışlar, direnenleri ise göçe zorlamışlardır.

Bölge uzun süre, -din düşmanı- Sosyalist ve Komünist iktidarlarca yönetilmiş, Müslüman Balkan insanının diniyle bağı tümden koparılmak istenmiştir.

Osmanlının Balkanlar’dan çekilmesinden sonra taşlar bir türlü yerine oturmamış ve bölge sık sık savaşlara sahne olmuştur. Bu savaşlarda katledilen, mallarına el konularak sürgün edilen maalesef hep Müslümanlar olmuştur. Bunun en son örneklerini ise, insan haklarından bahseden Batı’nın ve dünyanın gözleri önünde Bosna ve Kosova’da görmüş bulunmaktayız.

İşte, BESADER özetle psikolojik ve siyasi haritasını çıkarmaya çalıştığımız böyle bir dönemin ardından 2009 yılında, çoğunluğu Balkan kökenli bir grup Balkan sevdalısı tarafından kuruldu. Gayemiz, 500 yıl beraber yaşadıktan sonra 100 yıldır ayrı düşürüldüğümüz Balkanlardaki Müslüman kardeşlerimizle aramızda köprüler kurmak, birlikteliğimizi tekrar ihya etmektir.

Bunun en sağlıklı ve kalıcı yolunun da Balkanlardaki Müslümanların çocuklarını Türkiye’ye getirerek okutmaktan ve Türkiye’de eğitimlerine devam eden Balkanlı öğrencilere sahip çıkmaktan geçtiğini düşünüyoruz. Bu yolla, hem ortak bir bilincin oluşması sağlanacak, hem birbirimizden kopartıldığımız dönemde oluşan yanlış anlamalar düzeltilmiş olacak hem de Balkanlarda kalıcı ve gerçekçi bir barışın sağlanmasına katkıda bulunulmuş olunacaktır.