BESADER Erkek Öğrenciler Yaz Kampı – 2013

BESADER,  Türkiye’de okumakta olan 40 Balkanlı öğrenci ile Yalova/Armutlu’da 10 günlük bir yaz kampı gerçekleştirdi.

Edirne, İstanbul, İzmit, Sakarya, Bursa, Balıkesir, Ankara, İsparta, Gaziantep gibi illerde okumakta olan Balkanlı öğrenciler arasından belirlenenler, kamp programı ve kamp tarihleri hakkında bilgilendirilerek kampa davet edildiler ve katılacakların BESADER’e isimlerini bildirmeleri istendi.  Şartları ve dersleri müsait olan 40 kadar öğrenci 28 Haziran-07 Temmuz arasında yapılacak olan kampa katılacaklarını bildirdiler.

Bu arada seminerciler ve seminer konuları tespit edilirken, kampa katılacak öğrencilere de BESADER’in tespit ettiği konulardan biri hakkında ya da kendi hazırlayacakları bir konuda sunum yapmaları söylendi. Kampta sunum yapacak öğrenciler ve konularının belirlenmesinin ardından kampta hangi gün ve saatte sunum yapacakları kendilerine bildirildi. Ayrıca akşamları,- belirlenen konular çerçevesinde açıkoturumlar yapılacağı bilgisi öğrencilerle paylaşıldı ve tartışma konuları kendilerine bildirildi.

 

                                                Kampın bir günlük programı :

05.30  – 06.30   Kitap Okuma

07.00  – 08.00   Sabah Sporu

08.30  – 09.30   Kahvaltı

09.30  – 11.00   İstirahat

11.00  – 12.30   Seminer

13.00  – 14.00   Öğlen Yemeği

14.00  – 15.30   İstirahat

15.30 – 18.00   Spor ve Deniz

18.00 – 19.30   Öğrencilerin Sunumları

19.30 – 20.30   Akşam Yemeği

21.00 – 22.30   Açıkoturum

23.00 –    –       Yatış

 

I.GÜN(Cuma-28.06.2013)

Farklı illerde okumakta olan öğrenciler 28 Haziran günü BESADER’de toplandılar ve Yalova/Armutlu’daki kamp yerine gitmek üzere yola çıktılar. Saat 19.30’da Armutlu’ya varan BESADER’in kamp yöneticileri ve öğrenciler, kendilerini bekleyen araçlarla- daha önceden kiralanmış olan- kampın yapılacağı tesislere geçtiler. 

Tesislerdeki odalarına yerleşen öğrenciler daha sonra kendileri için hazırlanmış olan akşam yemeğini yediler.

Yemeğin ardından BESADER yöneticileri, öğrencilere kamp programı hakkında bilgi verdiler ve farklı ülke ve illerden gelen Balkanlı öğrenciler birbirleriyle tanıştılar. Tanışma sırasında Balkanlı öğrencilerin; Bosna, Arnavutluk, Kosova, Makedonya, Karadağ, Bulgaristan, Sırbistan(Sancak) ve Yunanistan(Batı Trakya)’dan geldikleri görüldü.  

BESADER tarafından belirlenen kamp yöneticilerinin dışında, öğrencilerin, bir sonraki akşam kendi aralarından üç kişi belirlemeleri için seçim yapılacağı bilgisi verildi. Onun için aday olanların veya adaylığa teklif edilenlerin tespit edilmesi istendi. 7 öğrenci aday olarak teklif edildi. Bir sonraki açıkoturum programında da seçim yapılacağı söylendi.

II. GÜN(Cumartesi- 29.06.2013)

Program gereği olarak, kampın ikinci günü sabah 05.00’de kalkan öğrenciler, bir saat kadar kitap okuduktan sonra, sabah sporu yapmak üzere hazırlandılar. Bir saat kadar süren sporun ardından sabah kahvaltısını yapan öğrenciler daha sonra saat 11.00 ‘e kadar istirahata çekildiler.

Saat 11.00’de başlayan seminerlere sahasında uzman kişiler davet edildi ve bu seminerler saat 12.30’a kadar devam etti.

İlk seminerci, kendisi de Makedonya asıllı olan Araştırmacı/Yazar Şevket Hüner idi. Seminer konusu: “Selam ve Önemi” Selamın asıl manasının; “ben senin için güzel şeyler düşünüyorum, benden sana zarar gelmez, benden emin olabilirsin” demek olduğunu söyledi. Onun için insan ilişkilerinde selamın büyük önem arz ettiğini ifade eden Şevket Hüner, konuşmasının ardından öğrencilerden gelen soruları cevaplandırdı. Şevket Hüner, karşılıklı barış ve esenlik ifadeleriyle başlayan insan ilişkilerinin çok başarılı olacağını belirtti ve öğrencilere emin kimseler olmalarını tavsiye etti. Böyle bir kampı gerçekleştirmekle BESADER’in çok güzel bir iş yaptığını ifade eden Hüner, bundan dolayı kendilerini tebrik ettiğini söyledi .

Seminerin ardından öğle yemeğini yiyen öğrenciler, saat 18.00’de gerçekleştirilecek öğrenci sunumlarına kadar serbest kaldılar. Bu arada bazı öğrenciler istirahata çekilirken bazı öğrencilerin voleybol, bazılarının masa tenisi oynadıkları, bazılarının da denize girdiği görüldü.

Öğrencilerden ilk sunumu kampa Uludağ Üniversitesi’nden katılan Yüksek Lisans öğrencisi Makedonyalı Emir Çevirov yaptı. Liderlik konulu sunumunu gerçekleştiren Emir Çevirov, lider tipleri hakkında bilgi verirken aynı zamanda bu lider tiplerine geçmişten ve günümüzden de örnekler verdi. Öğrencilerden konu ile ilgili gelen soruları da cevaplandıran Çevirov’un sunumuna konu hakkında bilgi sahibi olan öğrencilerin de yoğun katkılar yaptıkları gözlendi.

Saat 19.30’ kadar süren sunumun ardından öğrenciler akşam yemeğine geçtiler. Yemeğin ardından, günün son programı olan “açıkoturum” için öğrenciler saat:21.00’de tekrar bir araya geldiler.

İlk açıkoturum saatinde öğrenciler, kamp yönetiminde kendilerini temsil edecek üç arkadaşlarını belirlemek üzere seçim yaptılar. Aday olarak teklif edilen öğrencilerin arasından en fazla oyu alan üç öğrenci temsilci olarak belirlendi. BESADER’in kamp yöneticileri ile birlikte kampı yönettiler.

III. GÜN(Pazar- 30.06)

Kampın üçüncü gününde tekrar saat 05.00’de uyanan öğrenciler günlük program gereği olarak kitap okuma ve sabah sporunun ardından sabah kahvaltılarını yaptılar ve saat 11.00’e kadar istirahat ettiler.

İkinci günün seminer konusu “Türkiye ve Dünyadaki STK Faaliyetleri” hakkındaydı ve seminerci, Hikmet Eğitim ve Kültür Vakfı yöneticisi Yunus Tüzgen idi. İslam dünyasında en etkin olan üç STK(Müslüman Kardeşler, Cemaat-i İslami, Tebliğ Cemaati) ve onların başarılı çalışmaları hakkında bilgiler sunan Tüzgen,  bu kurumların etkin olmasında öncülük eden şahsiyetler hakkında da bilgiler verdi.

Öğlen yemeği, istirahat ve spor karşılaşmalarının ardından öğrencilerden ikinci sunumu Bulgaristanlı, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Doktora öğrencisi Hasan Rüstemov  yaptılar. “Modernizm” hakkında çok başarılı bir sunum gerçekleştiren Hasan Rüstemov, batı dünyayı “size dünya cenneti yaşatacağız” vaadiyle sömürdü ve her türlü enstrumanı kullanarak bütün ahlaki değerleri yok etti, dünyayı cennet değil adeta kan ve gözyaşına boğarak cehenneme çevirdi, dedi. Rüstemov, modernizm adı altında insanlığın tek tipleştirildiğini ve sürdürülen kültür politikalarıyla insanlığın doymak bilmez kapitalizmin kucağına itildiğini söyledi. Son gelinen aşamada batı düşünürlerinin, modernizmin başarısız olduğunu itiraf etmek yerine, şimdi de insanlık için yeni bir tuzak olan postmodernizmi sahneye sürdüklerini belirtti. Rüstemov, daha sonra öğrencilerden gelen soruları cevaplandırdı.

Akşam yemeğinin ardından üçüncü günün açık oturumunda ise, “Arnavutluk Seçimleri ve Balkanlarda Müslümanlara Yapılan Baskılar” konusu tartışıldı. Osmanlı döneminde Balkanlarda çoğunluğu teşkil eden Müslümanların Osmanlı’dan sonra yapılan baskı ve sürgünlerle azınlık durumuna düşürüldüğüne dikkat çekildi. Müslüman halkların Balkanlarda barış ve hoşgörü içinde inançlarını özgürce yaşayabilmeleri için tefrikadan uzak durup birlik ve beraberlik içinde olmalarının önemine vurgu yapıldı.

 

IV. GÜN(Pazartesi- 01.07.2013)

Dördüncü gün gerçekleştirilen sabah programlarının ardından saat 11.00’de “İletişim ve Hitabet Teknikleri” konusunda Yusuf Öcalan’ın seminerine geçildi. Öğrencilere İstanbul Türkçesini öğrenmelerini tavsiye eden Yusuf Öcalan, bu durumda Kafkaslar ve Balkanlarda çok daha kolay anlaşabileceklerini söyledi. Yanlış ve doğru iletişim şekillerini örneklerle sunan Yusuf Öcalan’ın konuşması büyük beğeni kazandı ve öğrencilerce alkışlandı.

Öğrencilerden dördüncü günün sunumunu Arnavutluk’tan Uludağ Üniversitesi Doktora öğrencisi Avni Lala yaptı. Konusu ise;  “Yardım Kurumlarının Faaliyetlerinin Kalıcı Hale Getirilmesi” idi. Avni Lala, Arap ülkelerinden ve Türkiye’deki yardım kuruluşlarından Balkanlardaki dernek ve vakıflara önemli miktarda yardımların gönderildiğini fakat bunların iyi projelendirilmemesinden dolayı kalıcı etkiye dönüşmediğini ve sürekli dışarıdan gelecek yardımlara mahkum olduklarını söyledi. Bu yardımların üretime dönecek şekilde planlanmasının gerektiğini söyleyen Avni Lala, hep dışarıdan gelecek yardıma bakan hizmet anlayışının sağlıklı olmayacağını ifade etti. Balkanlardaki hayır kurumlarının kendi ayakları üzerinde durabilmelerinin hedeflenmesi gerektiğini söyledi.

Dördüncü günün açıkoturum konusu ise; “Gençlerin Düştüğü Tuzaklar” idi. Gençlerin en çok; sigara, uyuşturucu, eğlence, teknoloji düşkünlüğü, flört, fanatizm, tembellik, konforizm ve hedefsizlik gibi hatalara düştüklerine dikkat çekilen açıkoturumda öğrencilerin daha bilinçli olmaları ve bu tehlikelerden uzak durarak daha kaliteli bir yaşam sürmeleri tavsiye edildi.

 

V. GÜN (Salı-02.07.2013)

Kampta beşinci günün seminer konusu “İhlas ve Takva”, seminerci ise BESADER Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Tüzgen’di. Müslümanların her yaptıkları işi en güzel şekilde yapmaları gereğine dikkat çeken Hüseyin Tüzgen, ibadetlerimizde de aynı hassasiyeti göstermemiz gerektiğini söyledi. Bunun ilk adımının, niyetlerin halis olması olduğunu belirten Hüseyin Tüzgen, daha sonra da haramlardan kaçınarak, şüpheli şeylerden uzak durarak, başta farzlar olmak üzere nafilelere de devam ederek takva ve ihlasa ulaşılabileceğini sözlerine ekledi.

Beşinci günün sunumunu Kosovalı, Uludağ Üniversitesi doktora öğrencisi Muhammed Ahmetaj yaptı. Konusu ise; “Osmanlı’nın Balkanlar Politikası” idi. Muhammed Ahmetaj sunumunda, Osmanlı’nın Balkanlarda işgalci olmadığını, son derece hoşgörü ile bölge insanına davrandığını, herkesin kendi dini üzere kalabildiğini ve kendi dilini konuşmayı sürdürdüğünü söyledi. Halbuki, hoşgörü ve demokrasiden bahseden batının ise işgal ettiği ülkelerin halklarının ilk önce dillerini değiştirdiğini, bunun en açık örneklerinin de, 50-60 yıl Fransa’nın işgal ve sömürüsüne maruz kalmış Cezayir ve Tunus gibi ülkelerde görüldüğünü, bugün bu ülkelerin insanlarının Fransızca konuştuklarını ve Fransızcanın aynı zamanda resmi dil olduğunu söyledi. Osmanlı’nın 500 yıl kaldığı Balkanlarda  ise Türkçenin az bir kesim tarafından konuşulduğuna dikkat çekti.  

Beşinci günün açıkoturum saatinde, ulaşım sorunu nedeniyle kampa geç ulaşan Sosyolog Müfit Yüksel, “Balkanlarda Bektaşilik” üzerine seminer verdi. Yeniçeri Ocağının dağıtılmasından sonra Bektaşi tekkesinin Arnavutluğa taşındığını söyleyen Müfit Yüksel, Bektaşiliğin zamanla bozulmaya yüz tuttuğunu, bunu da Müslümanların arasına fitne sokmak isteyenlerin bir fırsat olarak gördüklerine dikkat çekti. Bugün başta Amerika’daki bazı merkezlerin Bektaşiliği ayrı bir din gibi takdim etmeye çalıştığını ifade eden Yüksel, Bektaşi veya diğer tarikatların İslam kültürünün bir paçasını oluşturduklarını söyledi. Müslümanların bunları dışlaması durumunda Balkanlarda tezgahlanmak istenen bir oyunun tuzağına düşmüş olacaklarını ve başta Arnavutluk olmak üzere bazı ülkelerde iyice azınlık duruma düşeceklerini belirtti.

 

VI. GÜN(Çarşamba-03.07.2013)

Kampın altıncı gününün seminercisi Makedonya asıllı tarihçi Mehmet Sönmez idi. Seminer konusu ise; “19. Yüzyıldan Günümüze Balkanlar.”

Mehmet Sönmez, Osmanlı’nın aslında bir Balkan devleti olduğunu, Osmanlı tarihi içerisinde sadrazam olmuş kişilerin büyük çoğunluğunu Arnavut ve Boşnakların oluşturduğunu söyledi. Osmanlı’nın son dönemlerinde gelişen milliyetçilik akımlarının ve iktidara gelen İttihat ve Terakki yöneticilerinin yanlış politikaları, Balkanlardaki isyanların başta gelen sebeplerini oluşturmuştur, diyen Sönmez, Osmanlı’dan sonra Balkanlarda huzurun kalmadığını, başta Boşnaklar ve Arnavutlar olmak üzere bütün Müslümanların büyük zulümlere maruz kaldıklarını söyledi. Bugün Balkanlardaki devletlerin 2-3 milyonluk devletler olduklarını, bunların da kendi kendilerini savunmalarının mümkün olmadığını, onun için de batılı ülkelerin iştahlarını kabarttıklarını belirtti. Balkan halklarının ve devletlerinin ayrıştıran söylemlerden uzak durarak, 500 yıl tek devlet olarak yaşadıkları Türkiye ile dayanışma içinde olmalarının çok önemli olduğunu sözlerine ekledi.

Altıncı günün açıkoturumunda ise, “İslam’da Kadın” konusu tartışıldı. İslam’ın toplumların çekirdeğini oluşturan aileye büyük önem verdiğini belirten öğrenciler, batının kadını bir meta haline getirdiğine, kadına verilmiş en kutsal görevin annelik olduğuna dikkat çekildi. Eşlerin birbirini, üstünlük sağlamaya çalışan iki rakip gibi değil birbirini tamamlayan bir bütünün parçaları olarak görmeleri gerektiğini ifade eden öğrenciler, Müslüman kadının edep ve hayasıyla hayatın her kademesinde bulunabileceğini söylediler.

VII.GÜN (Perşembe- 04.07.2013)

Yedinci günün seminercisi eski milletvekili Mustafa Baş’tı. Seminer konusu ise; “Genç Müslümanlar Teşkilatı ve İzzet Begoviç”

İzzet Begoviç’in bir grup arkadaşıyla birlikte daha lise yıllarında iken Miladi Müslümani(Genç Müslümanlar) teşkilatını kurduklarını ve çok zor şartlarda olmalarına rağmen çalışmalarını sürdürdüklerini ve hızlı bir şekilde de büyüdüklerini söyleyen Mustafa Baş, bu teşkilatın üyelerinde dikkati çeken en önemli özellik; disiplinli ve korkusuz olmalarıdır, dedi. Tekrar tekrar yargılanmalarına ve 10-15’er yıl mahkumiyet almalarına rağmen dağılmadıklarını ve pes etmediklerini söyleyen Baş, İzzet Begoviç mahkumiyetini bitirip cezaevinden çıktığında ilk önce evine değil, Genç Müslümanlar Teşkilatına gitti ve görevinin ne olduğunu sordu, dedi.

Kampın yedinci gününde sunumu, Kosovalı, Sakarya Üniversitesi Yüksek Lisans Öğrencisi Menduh Çerkezi yaptı. Konusu: “Müslümanların Bilime Katkıları”

Matematik, Geometri, Astronomi ve diğer birçok bilim dalında Müslümanların büyük buluşlara imza attığını belirten Menduh Çerkezi, batılı ilim adamlarının bu buluşları kendilerine mal ettiklerine dikkat çekti. Bunda, Müslüman bilim adamlarının meşhur olmak yerine insanlığa hizmeti öncelemelerinin büyük etkisinin olduğunu düşündüğünü ifade eden Çerkezi, birkaç yüzyıldır Müslümanların taklitçilik hastalığına tutulduklarını, bunun özgüven ve kendi ilim adamlarımıza sahip çıkmakla aşılabileceğini sözlerine ekledi.

Akşam gerçekleştirilen açıkoturumun konusu ise; “İslamofobi” idi.

 Yıllarca kapitalist blok ile komünist bloğun dünyayı ikiye bölerek paylaştığını ve insanlığı “Rusya gelecek”, “Amerika gelecek” diye korkutarak kendilerine bağlanmaya mecbur ettiklerini söyleyen öğrenciler, komünizmin yıkılmasından sonra batı dünyasının kendilerine yeni düşman olarak İslam’ı dolayısıyla Müslümanları seçtiklerini belirttiler. Zaman zaman bunu kendi ağızlarıyla da söylediklerini ifade ettiler. Özellikle Müslümanların uyanmasıyla birlikte, batı veya doğu ile işbirliği yaparak halklarına zulmeden diktatör idareciler alaşağı edilmeye başlayınca batı, Müslümanları radikal-fundemantalist gibi adlarla suçlamaya başladı, dediler. Öğrenciler; demokrasi havarisi kesilen batının seçimle işbaşına gelen dindar insanlar veya hükümetlere karşı komplolar düzmekte olduğuna da dikkat çektiler. Onun için, batı dengeli ve akıllı hareket eden Müslümanlar yerine kontrolsüz ve saldırgan davranışlar sergileyen Müslüman yapıları tercih eder, dediler. Çünkü onların yaptıkları ile topluca Müslümanları mahkum etmek istemektedirler, değerlendirmesinde bulundular.

VIII. GÜN (Cuma-05.07.2013)

Kampın sekizinci gününün seminercisi; namaz platformu sözcüsü, ilahiyatçı yazar Abdullah Yıldız oldu. Seminer konusu ise, “Namaz ve Önemi”

Abdullah Yıldız, bütün dinlerde namaz ve zekatın birlikte zikredildiğini söyledi. Ancak namazdan önce Allah’ın İlah ve Rab olarak kabul edilmesi gerektiğini söyleyen Yıldız, şuursuzca yapılacak ibadetin Allah tarafından kabul edilmeyebileceğini ifade etti. Nitekim, Maun suresinde “yazıklar olsun o namaz kılanlara” dendiğini belirten Yıldız, Allah’ın kullarına değil, bizim kullar olarak Yaradan’a ibadet etmeye ihtiyacımız olduğuna dikkat çekti. Son yıllarda Allah’a ibadet etmeyen, namaz kılmayan ancak Müslümanlığı da kimseye bırakmayan bir anlayışın yaygınlaştığını söyleyen Yıldız, Türkiye toplumunda beş vakit namaz kılma oranının % 20-25’lerde olduğunu, fakat namaz kılanların da % 75’inin sabah namazına kalkmadıklarını belirtti. “Bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez”(Rad-11) ayetini hatırlatan Yıldız, huşu içinde kılınan namazın insanları kötülükten alıkoyacağını belirtti.

 Öğrencilerden sunumu ise Kosovalı, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğrencisi Riyad Domazeti yaptı. Konusu: “Disiplin ve İtaat”

Riyad Domazeti, Müslümanların başarılı olabilmeleri için disiplinli bir çalışma içinde olmaları gerektiğini söyledi. Plansız, programsız, hedefsiz yapılan çalışmalarla bir yere varılamayacağını belirten Riyad, Müslümanların günde beş kez bir disiplin içinde kıldıkları namaz ile eğitim aldıklarını, ama bunu günlük hayatlarına uyarlayamadıklarını belirtti. Farz ibadetlerin, cemaat halinde ve imamın arkasında hep birlikte eda edilmesi durumunda sevabının kat kat daha fala olması bizlere bir şey anlatmıyor mu? Diye soran Riyad, İslam da bizden Allah’a, Rasulü’ne ve bizden olan idarecilere itaat etmemizi istiyor, dedi.

Akşam açıkoturum saatinde ise, BESADER’in öğrenci çalışmaları tartışıldı. Yapılanlar ve yapılması gerekenler öğrenciler tarafından değerlendirildi. BESADER’in her yıl mart aylarında gerçekleştirdiği kış kamplarının öğrenciler tarafından çok beğenildiği görüldü. Özellikle son yapılan 6. Balkanlı Öğrenciler Kampına Balkanlardaki sivil toplum örgütlerinin davet edilmesinin çok isabetli olduğu ifade edildi. Ayrıca öğrencilere Ağustos ayında BESADER’in organizasyonu ile gerçekleştirilecek olan II. Orta Öğretim Yaz Kampı hakkında bilgi verildi.

 

IX. GÜN (Cumartesi-06.07.2013)

Dokuzuncu günün seminercisi ESADER Başkanı Sayın Yunus Torpil’di. Seminer konusu ise; “İstişare ve Usulü”

Yunus Torpil, Müslümanların işlerini aralarında istişare ile yürütmesi gerektiğini söyleyerek, şöyle dedi: “İstişare eden yanılmaz. Evin idarecisi olan baba ailesiyle, devlet başkanları ise bazen yönettikleri halkla bazen de işin ehli kimselerle istişare etmelidirler. Allah, konunun önemine işaret etmek için Kur’an- Kerimde “Şura”  adıyla sure göndermiştir. İstişarenin en güzel örneğini Peygamberimiz Uhut savaşında sahabesiyle istişare ederek vermiştir. Bu istişarede, kendi fikri farklı olmasına rağmen sahabesinin çoğunluğunun görüşüne uymuştur. Bunun örneklerini bütün sertliğine rağmen Hz. Ömer’de de görmekteyiz. Cuma hutbesinde kendisine itiraz eden bir hanıma, “Ömer hata etti, kadın doğru söyledi” diyerek hatasını itiraf etmiş ve kadının sözüne uymuştur.” İstişarede herkesin fikrini açıkça ifade etmesine fırsat verilmesi gerektiğini belirten Torpil, yöneticinin sadece kendisini onaylayanlarla istişare etmesinin sağlıklı bir istişare olmayacağını söyledi. İstişareden sonra alınan karara herkesin uyması gerektiğini ifade eden Torpil, ondan sonraki itiraz ve muhalefetin yanlış olduğunu sözlerine ekledi.

Dokuzuncu günün açıkoturumu, akşam saatinde kampın değerlendirmesi yapılacağından saat 18.00’e alındı. Tartışma konusu ise, “Balkanlarda Ramazan ve Bayram” idi.

Öğrenciler, ülkelerinde Ramazan ve Bayramın nasıl yaşandığını anlattılar. Anlaşıldı ki; Balkan Müslümanları arasında Ramazan ve Bayram kültürü yoğun şekilde yaşatılmaktadır. Sahurlarda gençlerin davul çalarak Müslümanları sahura kaldırdıkları, çocukların ev ev dolaşarak büyüklerin ellerini öptükleri, büyüklerin de onlara hediyeler verdikleri anlatıldı. Özellikle teravih namazlarına gençlerin yoğun ilgi gösterdikleri anlaşıldı.

Kampın son akşamı olması nedeniyle, dokuzuncu günün açık oturum saatinde kampın değerlendirmesi yapıldı. Ayrıca BESADER tarafından hazırlanmış olan kampla ilgili memnuniyet anketi öğrencilere dağıtılarak doldurmaları istendi.

Öğrenciler, böyle bir kampa ilk defa katıldıklarını ve çok faydalandıklarını söylediler. Özellikle konularında uzman seminercilerin verdikleri seminerlerin bilgilendirici olduğunu, seminercilerin seminer sonrası bir süre kampta kalmaları nedeniyle kendilerine sorular sorma fırsatı bulduklarını ifade ettiler.

Sunum yapan öğrenci arkadaşlarının da konularına çok iyi hazırlandıklarını, sunum sürelerinin uzun tutulması nedeniyle diğer arkadaşlarında soru sorma ve katkı yapma imkanı bulduklarını ve konuların çok daha iyi anlaşılmasına yardımcı olunduğunu söylediler. Sunum yapan öğrenciler de, BESADER’in kendilerine böyle bir fırsat vermesinden dolayı çok teşekkür ettiler ve toplum karşısında konuşabilme cesareti kazandıklarını belirttiler.

Yapılan değerlendirmelerde, açıkoturum programlarının öğrenciler tarafından çok beğenildiği gözlendi. Her bir öğrencinin belirlenen konu çerçevesinde fikrini açıklaması, yeri geldiğinde fikrini savunması güzel fikirlerin ortaya çıkmasına neden oldu, dendi. Aynı zamanda ilk açıkoturumlarda konuşmayan öğrencilerin daha sonraki oturumlarda tartışmalara katılmasına da dikkat çekildi.

Kamp yerinin İstanbul’a yakınlığından ve tesislerin hizmetinden öğrencilerin memnun oldukları gözlendi.

Bazı yüzme bilmeyen öğrencilerin, arkadaşlarının da yardımıyla kampta yüzmeyi öğrendikleri görüldü.  

Öğrenciler, kampın on gün gibi uzun bir süre olması nedeniyle hem dinlendiklerini hem de seminer ve açıkoturumlarla dolu dolu bir kamp geçirdiklerini ifade ettiler. Kendilerinden hiçbir ücret alınmadan böyle bir güzelliği kendilerine yaşattığı için BESADER’e çok teşekkür ettiler.

 

X. GÜN (Pazar- 07.07.2013)

Kampın son gününün seminercisi Anadolu Ajansı Ortadoğu ve Afrika Masası Koordinatörü Turan Kışlakçı idi. Seminer konusu ise, “Arap Baharı ve Ortadoğu’daki Gelişmeler”

Turan Kışlakçı, bundan 100 yıl kadar önce, Osmanlı’nın yıkılmasının ardından bölgenin batılı ülkelerce işgal edildiğini ve Ortadoğu’da irili ufaklı birçok devletin ortaya çıktığını söyledi. Son yıllarda yaşanan olaylarla yeni bir döneme girildiği görülmektedir, dedi. İşgal güçlerinin, bölgeyi terk ederken genellikle kendi kontrollerinden çıkmayacak kişilikleri iktidar ettiklerini belirten Kışlakçı, bu yöneticilerin ülkelerinin doğal zenginliklerini batıya peşkeş çekerken halklarına zulmetmekten de geri durmadıklarını söyledi. Kışlakçı sözlerini şöyle sürdürdü: “Maalesef bu ülkelerin orduları İsrail karşısında bir varlık gösteremezken kendi halklarına karşı baskı ve sindirme görevi gördüler. Fakat son yıllarda bölge halkları bilinçlenmiş ve yıllardır kendilerini fakir bırakan ve baskı uygulayan başlarındaki diktatörleri tek tek alaşağı etmiş ve etmeye devam etmektedir. Yıllardır bölgeyi sömüren güçler ise bundan rahatsız olmakta, bölge halklarının demokrasi taleplerine, iktidardaki diktatör ve krallara destek vererek karşı durmaktadırlar. Bu olaylarla birlikte, yıllardır demokrasi havariliği yapan ülkelerin de maskeleri düşmüş ve Ortadoğu halkları kimin dost kimin düşman olduğunu görmüştür. Bu sürecin geri dönüşü yoktur. Çünkü, baskı ve zulümle yıllardır sindirilmiş ve susturulmuş bölge insanı korku sınırını aşmış ve özgürlüğün tadını tatmıştır. Elbette yıllardır bölgeyi sömüren güçler ve iktidardaki diktatörler bulundukları konumlarından kolayca vazgeçmeyecekler ve halkın kanını dökmekten geri durmayacaklardır. Ama Ortadoğu’yu güzel günlerin beklediğini söyleyebiliriz.” dedi.

Turan Kışlakçı’nın konuşmasından sora öğlen yemeğine geçen öğrenciler, kamptan ayrılmadan önce bol bol güneşlendiler ve hep birlikte denize girdiler.

Saat 17.30 itibariyle, birbirleriyle vedalaşarak ülkelerine dönmek üzere, birçok güzel hatırayla kamptan ayrıldılar.